|
||||||
Özgür Uçkanİstanbul Bilgi Üniversitesi'nde bilgi ekonomisi, ağ ekonomisi, enformasyon tasarımı ve yönetimi, iletişim tasarımı, tasarım yönetimi konularında ders vermektedir. Çeşitli dergilerde ve internet yayınlarında politika, insan bilimleri, medya, enformatik, kent planlaması, ekonomi, internet ve hukuk, kültür ve sanat konularında düzenli olarak makaleler yayınlamakta, çeviriler yapmakta ve kitap, rapor vb. yayınlarda bulunmaktadır. Haftalık bilgi teknolojileri dergisi Bthaber'de köşe yazarıdır.
SayfalarKategorilerArşivMevzularütopya
şebeke
ağ
askeri-endüstriyel kompleks
beat kuşağı
bilgi
bilgi ekonomisi
bilgi ve iletişim teknolojileri
demokrasi
devlet
dil
distopya
ekonomi
enformasyon
finans
göçebe
gösteri toplumu
Hacker
harita
inovasyon
internet
internet hukuku
internet sansürü
kapitalizm
karşı-kültür
kent
kriz
matrix
medya
mekan
muhalefet
network
Paul Virilio
performans sanatı
politika
post-human
rhizome
Sanat
sansür
sibernetik
Teknoloji
urbanizm
viral kültür
William Burroughs
yönetişim Ağ-Hayat (26) WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better. BağlantılarSpam Blocked |
Göçebe Yazı’nın “yeni” serüvenleri : S/Z ve Göstergeler İmparatorluğu(Kitap-lık, S:22, Temmuz-Ağustos 1996)
Barthes Kitaplığı’ndan dilimize iki yeni üye katıldı. İkisi de aynı yıl, 1970′de yayınlanmalarına rağmen, birbirlerinden oldukça farklı kitaplar. S/Z, Barthes’ın “göstergebilimsel serüven”inde özgün metin çözümlemesinin sağlam bir örneği olarak önemli bir aşamayı belirtirken, Göstergeler İmparatorluğu, adı üzerinde, bir ülkeyi, Japonya’yı çok farklı bir göstergeler dizgesi olarak okumakla birlikte bu serüvenin “kıyısında” yer alan bir tür, ama Barthes’a özgü bir tür “yolculuk albümü”. Ama her ikisi de Barthes’ın çözüme (déchiffrement) dayalı bakışıyla, “Büyük Dünya Metni”nin, ya da “metinler yığışımı olarak dünya”nın(2) çoğul okumalarının iki durağı. Zaten Barthes’ın en çarpıcı yanlarından biri de, bakışının kuşattığı alanın çoğulluğu. Açık Yapıt’ın yazarı Umberto Eco’yu, klasik Ortaçağ estetiği, avantgarde yazarlar ve kitle iletişim dünyasıyla eşzamanlı olarak ilgilenirken, yani kimilerine göre Tanrı’yla Şeytan’ı yüzleştirirken kapıldığı şizofreni duyumundan kurtaran etkenlerden biri de, Michelet’yle Brigitte Bardot’nun, Yazının Sıfır Derecesi’yle Mitolojiler’in bir arada bulunabildiği Barthes’ın evrenini tanıması, onun izini sürmesi olmuş (3). Bir yanda Michelet, Racine, Sade, Fourier, Loyola, Balzac, Goethe gibi aralarında birçok farklılıklar taşıyan yazarların metinleri, öte yanda birer metin olarak moda söylemleri, aşk söylemleri, çağdaş gündelik mitolojiler, Japonya, fotoğraf … Metinler, diller ve siyaset… S / Z : Mitlerden kodlara
Barthes’ın, bilimsel hiyerarşi sorunu dışında, Saussure-sonrası dilbilimden ayrıldığı ve kendi göstergebilimsel yaklaşımının siyasal boyutunu kuran nokta ise, iletişimin dilin tek işlevi, dilin de yansız bir aygıt olarak görülmesine ve dilde yalnızca iletişimi olanaklı kılan düzanlamın gözetilmesine karşı çıkmasıdır. Hjelmslev’den ödünç aldığı yananlam anlayışını zenginleştirerek, Barthes dilin bir yananlamlar çoğulluğuyla kurulduğunu belirtir. Siyaset de burada belirir, ama konusal değil yapısal bir siyasettir bu: Yananlam, egemen sınıfın ideolojisinin ortaya çıktığı yerdir. Mitolojiler bu durumun örnekleriyle doludur. Bir reklâm afişinde, ya da bir basın makalesinde düzanlamı katlayan yananlamlar vardır ve yananlam ideolojinin yayılmasının en ayrıcalıklı aracıdır. Bu bakımdan, göstergebilimin “bilimsellik” savı aslında ideolojik bir eylemdir. Barthes’ın da içinde bulunduğu “Tel Quel” çevresinden Julia Kristeva bunu açıkça gösterir: “Göstergebilim’den söz ettiğimizde, (…) örnekçeler geliştirmeyi de düşünüyoruz: yani, yapısı bir başka dizgeye (incelenen dizgeye) benzeş ya da eşbiçimli biçimsel dizgeler” (4). Kendini ele aldığı dizgenin içine kapatan “bilimsel” göstergebilim, yananlamlarıyla egemen ideolojiyi taşıyan biçimsel (formel) dizgeler kurararak bu ideolojiyi yeniden üretir. Bu yapısıyla, ideolojinin sözde apaçıklığını doğal bir hakikat olarak konumlamasına, tarihsel kimliğini gizlemesine yardımcı olur. Barthes, özellikle Mitolojiler’de ideolojinin bu maskesini düşürmeye çalışmıştır. Yani, S/Z’in göstergekırıcısı olmadan önce işe mitkırıcılıkla başlamıştır. Ama pek de kolay bir iş değildir bu. Eleştirel olması amaçlanan söylemin kurulduğu dil tarafından uysallaştırılması, mit üreticisi ve tüketicisi toplumsal makine tarafından sürekli “geri kazanılması” düş kırıcı olabilir (”öze ilişkin sürekli, temelli bir düş kırıklığı”). “Açığa vurmak, gizemi bozmak ya da mitselliği kırmanın kendisi söylem, tümce derlemesi, inandırmaya dayalı bildirime dönüştü.”, der Barthes 1971 tarihli bir makalesinde (5); bu makale, küçük-burjuva mitolojilerinin göstergebilimsel sökümünden, Mitolojiler’den, metin çözümüne, metni sözelbirimlere (lexie) ayırarak, yananlamların oluşturduğu kodları çözerek gösterge dizgelerini açığa çıkartma girişimine, S/Z’ye, hatta Göstergeler İmparatorluğu’nda açığa çıkan Batı eleştirisine geçişin ardındaki nedenler konusunda oldukça aydınlatıcıdır. “Gösteren bilimi yalnızca yer değiştirebilir ve daha ötede (geçici olarak) durabilir: göstergenin (çözümsel) ayrışımında değil artık, tam da onun kararsızlığında: Maskesi düşürülmesi gereken mitler değildir artık (doksa (sanı) bunu üstlenir), göstergenin kendisini sarsmak gerekir: bir bildirimin, bir çizginin, bir anlatının (gizil) anlamını açığa vurmak değil, anlamın temsiliyetinin kendisini çatlatmak; simgeleri değiştirmek ya da arındırmak değil, simgeselliğin kendisini tartışmak.” (6) Doksa, sanı, ortak kanının dili, “doğal” dilin yerini almıştır, onun masumluğunu örtünür. “Doksa’nın karşısına, para-doksal bile olsa bir başka doksa çıkartmak tuzağa düşmektir. Gerçek paradoksal, kendi gösterilenlerinin pıhtılaşmasını engelleyen, kırılmış, ufalanmış, parçalanmış bildirimdir. Söylemin bu parçalanması, dogmacılığın, kuralcılığın öteki yüzüdür; onlardan temelden ayrışıktır. Yalnızca bu ayrışıklıktan hareketle, kabullenilmiş düşüncelere, kültürel engellere karşı savaşım sürdürülebilir; o halde söylemi uyuşturucu çizgiselliğine yaranmaya bırakmayalım, gizli temsiliyet örnekçesini geçersiz kılmak için kıralım onu, bir ‘kırma’ ethiği üzerine kurulu yazısal ve/ya da eleştirel uygulamanın görev kuramı (déontologie) budur: ‘kırıcı’ olarak yazar.” (7) S/Z : Öteki’nin metnine gizlice girip onu parçalara ayırıp (lexie / sözelbirim’ler), onu yorumlayarak, değerlendirerek, göstergelerini “kırarak”, ağlarında, labirentlerinde yayılan kodları (düzgüleri) çözüme uğratarak, onunla “oynayarak” yeniden-yazmak. S/Z’de Öteki Balzac’tır, yeniden-yazılan “klasik metin” ise, bir dönemin kuramsal, ethik, siyasal, estetik bilgisini oluşturan kültürel içeriklerin, bildirimlerin yığışımını, yani bir ideolojiyi açığa vuran Sarrasine. Ama bu seçim keyfi değildir, metnin sunduğu geniş olanaklar da göz önünde tutulmuştur. Georges Bataille’ın bir yorumu Barthes’ın dikkatini bu metne çekmiştir. Bataille’a göre, Sarrasine ayrıcalıklı bir anlatıdır: “yaşam olanaklarını” ve aynı zamanda, “yazarının o anı yaşamadan bu aşırı olanakları göremeyeceği bir öfke anını açığa vuran” bir anlatı (8). Metnin, içerdiği “yaşam olanakları”yla bağıntılı olarak, Barthes’ın “mikro-ruhçözümsel” yaklaşımına uygun, yeniden-yazım aşamasında metinlerarası katmanlarda yazıyı erotikleştirme olanakları sunan zengin bir yapısı vardır (Kristeva’ya göre, bütün Barthes metinleri bir “dizgeleştirici katman” içerir (9)). S yontucu Sarrasine’dir, Z ise iğdiş edilmiş (castrato) Zambinella. Kitabın adı birçok olası anlamı içermesi bakımından, aynı zamanda girişilen çözümleme uğraşının tasarılarından birini de yansıtır: klasik bir metnin bir çok yananlamını açığa çıkartmayı amaçlayan çoğulcu bir eleştirinin sunduğu olanakları ortaya koyar. Bu olanaklar, metnin içinde “yaşam bulurlar”. Ayraç işaretine gelince, dilbilime ait bir işaret olarak bir paradigmanın iki ucu arasındaki ardışıklığı gösterir; ayrıca, dilbilim dilinde bunu “S Z’ye karşı” diye de okumak olasıdır (ki bu, S ile Z arasında bir geçirgenlik ilişkisini de öngörür, paradoksu olanaklı kılar) ve bu durum kitapta örneklenen birçok eleştirel okuma olanağı yaratır.
Bunlarla beraber ve bunların ötesinde, metinle yaşanılan deneyimin, eğer okuyucu anlam ya da dizge birliği peşinde değilse, hiç de düşkırıcı olmadığını ekleyelim: S/Z, onu iğdiş etmeye kalkmazsak, düşlere göstergelere davrandığı gibi davranmaz. “Betik, oluştuğu sürece, gözlerimizin önünde dantelci kızın parmaklarının altında doğacak bir Valenciennes danteline benzer: başlatılmış her kesit, yanındaki çalışırken geçici olarak devinimsiz bekleyen bir iğ gibi asılır; sonra onun sırası geldiğinde, el ipliği yeniden alır, kasnağın üstüne getirir; ve desen ortaya çıkmaya başladıkça, her iplik, onu tutan ve yavaş yavaş yerini değiştirdiğimiz bir iğneyle ilerlemesini belirtir: kesitin öğeleri de böyledir: ilerleyen bir anlam yatırımı amacıyla doldurulmuş, sonra da aşılmış konumlardır bunlar. Bu süreç tüm betik için geçerlidir. Çalışmanın içine alınır alınmaz, düzgülerin bütünü okumanın ilerleyişi içinde bir örgü oluşturur (betik, dokuma ve örgü, aynı şeydir*); her iplik, her düzgü bir sestir; örülmüş -ya da örücü- bu sesler yazıyı oluştururlar: yalnız olduğunda ses çalışmaz, hiçbir şeyi dönüştürmez: dile getirir; ama el devinimsiz iplikleri bir araya getirmek ve birbirine dolamak için araya girer girmez, çalışma vardır, dönüşüm vardır. (…) Betik sonuçta bir tapınma nesnesidir; ve fazlasıyla kaypak bir okumayla onu anlam birliğine indirgemek örgüyü kesmektir, iğdiş edici edimi geçekleştirmektir.” (11) Göstergeler İmparatorluğu : anlam yitimine doğru bir yolculuk
Barthes’ın metnini, onca sinologun, “japonolog”un o tarihe dek (yaklaşık yirmi yıldır) sürdürdüğü çalışmaların bir türlü arınamadığı batı sözmerkezci ideolojisinin yatırımından (”Zen’in yeni-hristiyan özümsenmesi”, Heian edebiyatının ‘ruhbilimci’ nitelikleri” vb.) kurtaran, neredeyse bir Marcel Granet’nin “materyalist” Doğu okumalarının derinliğine yaklaştıran, yine onun metinlerarası çoğulluğun peşinde olmasıdır. Bu, metnini, fantazm üretici örnekçelerin kurgulanmasının değil, “materyalist” bir bakışla farklılıkların kavranmasının ortaya çıktığı bir yapısallık düzeyine çıkartır. Japon toplumsal praksislerinin Barthes tarzında okunması, bu yüzden, (eski ve “yeni” oryantalizmlerin çekiminden tümüyle arınmış olarak) Batı’da egemen olan temsiliyet dizgelerinin, belli bir “Akıl” anlayışının kendini “doğal”lık maskesiyle gizlediği sözmerkezci ideolojinin yörüngesindeki gösterge düzeninin kusursuz bir biçimde tutarlı eleştirisinin olanaklarını kurar.
NOTLAR 1 Jacques Derrida, “Les morts de Roland Barthes” , Psyché, Galilée, 1987, sf. 275 2 Françoise Gaillard, “Roland Barthes ‘Sémioclaste’?”, L’Arc – Barthes, 1974, sf. 17 3 Umberto Eco’yla söyleşi : Jean-Jacques Brochier ve Mario Fusco, “De L’Œuvre ouverte au Pendule de Foucault”, Magazine Littéraire, Şubat 1989 4 Julia Kristeva, Tel Quel, Théorie d’ensemble içinde, Seuil, 1968, sf. 81 5 Roland Barthes, “Changer l’objet lui-même”, Esprit, Nisan 1971 6 R. Barthes, a.g.y. 7 F. Gaillard, a.g.y. 8 Georges Bataille, Le Bleu du ciel, J.-J. Pauvert, 1957, sf.7 9 J. Kristeva, “Comment parler à la littérature”, Tel Quel, N: 47 10 “Yazılabilir betik hiç bitmeyen bir şimdiki zamandır, sonuç bildiren hiçbir söz üzerinde yer alamaz (çünkü bu, kaçınılmaz olarak geçmişe dönüştürürdü onu); yazılabilir betik, tekil bir dizgenin dünyanın sonsuz oyununun (oyun olarak dünyanın) içinden geçerek onu kesip, durdurup, eğip büküp girişlerin çokluğuna, ağların açıklığına, dillerin sonsuzluğuna gelmeden önce, yazmakta olan biziz. Yazılabilirlik romanlaşmamış romansılık, şiirleşmemiş şiirsellik, yazıya dökülmemiş deneme, biçemi olmayan yazı, ürünleşmemiş üretim, yapılaşmamış yapılanmadır. (…) Bu ülküsel betikte, ağlar çok sayıdadır ve, hiçbiri diğerinin üstünde olmaksızın, kendi aralarında işlerler; bu betik gösterilenlerden oluşmuş bir yapı değil de gösterenlerden oluşmuş bir galaksidir; başlangıcı yoktur, tersine çevrilebilir; hiçbirinin kesinlikle en önemlisi olduğunu söyleyemeyeceğimiz bir çok girişten geçerek varırız oraya…” (S/Z, YKY, sf.3) Ya da, Barthes’ın yakın etkileşimde olduğu bir düşünürün, Jean-Joseph Goux’nun deyişiyle, “… henüz düşünülmemiş şebeke düşüncesi, çokdüğümlü ve temsiliyet-dışı bir düzenleme, bir metin düşüncesi… hiçbir şeyin adlandıramayacağı metin. Adsız, bölümsüz. Başsız, büyük harfsiz.” (”Numismatique II”, Tel Quel, N: 36) * metin,betik-texte, dokuma-tissu ve örgü-tresse. Bu ilişki Hint-Avrupa kökenli dillerin çoğunda gözlenir. Gerçekten de texte, textile, texture… dizisi arasındaki geçirgen ağsı-ilişki çok çarpıcıdır. 11 S/Z, sf. 68 12 Göstergeler İmparatorluğu, YKY, sf. 12 13 a.g.e., sf. 12-13 14 a.g.e., sf. 79-80 12.09.09 | Etiketler: açık yapıt, anlam, Balzac, Bashô, Batı, biçim, boşluk, çağdaş mitolojiler, dil, dilbilim, dizge, Doğu, doksa, eğretileme, Ferdinand de Saussure, fotoğraf, Georges Bataille, göçebe, gösteren, gösterge, göstergebilim, göstergekırıcı, göstergeler imparatorluğu, gösterilen, haiku, Hjelmslev, Jacques Derrida, Japonya, Julia Kristeva, kod, metafor, metin, metin olarak dünya, mit, mitkırıcılık, mitolojiler, oryantalizm, paradoks, politika, Roland Barthes, S/Z, Sanat, sanı, Sarrasine, satori, sign, simge, sistem, texte, Umberto Eco, yapısalcılık, yazının sıfır derecesi, yersizyurtsuzlaşma, zen | Kategori: Sanat, kültür-ler
1 Yorum: Göçebe Yazı’nın “yeni” serüvenleri : S/Z ve Göstergeler İmparatorluğu |
“Göçebe Bilgi”Disiplin kimliğin, kimlik aklın, akıl hayal gücünün yerini almasın; düşünce disiplinler, fiiller, diller, kültürler "arası" dolaşsın diye... Bilgiyi neşelendirmek için… Zihin "göçebe"...
Tavsiye: |
||||
|
Copyright © 2010 Özgür Uçkan - Bütün hakları saklıdır - İletişim |
||||||

soyle tarihe baktiginiz zaman hepimiz gocebeyiz orta asyadan .. Ellerine saglik admin cok guzel olmus