Özgür Uçkan

İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde bilgi ekonomisi, ağ ekonomisi, enformasyon tasarımı ve yönetimi, iletişim tasarımı, tasarım yönetimi konularında ders vermektedir. Çeşitli dergilerde ve internet yayınlarında politika, insan bilimleri, medya, enformatik, kent planlaması, ekonomi, internet ve hukuk, kültür ve sanat konularında düzenli olarak makaleler yayınlamakta, çeviriler yapmakta ve kitap, rapor vb. yayınlarda bulunmaktadır. Haftalık bilgi teknolojileri dergisi Bthaber'de köşe yazarıdır.

Kategoriler

Arşiv

Mevzular

Kültür Endüstrileri, Kentler ve Ağlar: Kültür Politikaları

“Kültür” ve “ekonomi” arasında çok eski bir ilişki vardır. İkisi de yolculuk yapar, ikisi de kentlerde konaklar. Ekonomik ve kültürel alışveriş coğrafyaları birbirine yakınlaştıran, insanları birbirine bağlayan en önemli iki güçtür. Yolların kesiştiği yerlerde, dört yol ağızlarında kurulur çarşılar, agora’lar oradadır, kentler orada inşa edilir. Bu tarih boyunca da böyle olmuş, bugün de böyle. İnsanlar, [...]

Labirent-Kent

(1995)
Kent ve Dil arasında, metafor-ötesi bir bağ, bir benzeşlik ilişkisi kurulabilir. Bu ilişki, hayat ve hakikat üzerinde her zaman amaçlanmamış, kimi zaman da paradoksal etkileri olan ideal kent ve ideal dil tasarımları (kurmacaları, ütopyaları) için geçerli olduğu gibi, kökenlerine inme çabalarının genellikle hipotez sınırlarını aşamadığı yaşayan (ya da yaşamış) kentler ve diller için de geçerlidir.

İstanbul: “daha kurulurken yıkılan yapı”*…

Korhan Gümüş ile birlikte…
(Domus M, S: 7, Ekim – Kasım 2000)
Bir tarafta uzmanların temsil ettiği bürokratik ve meşruiyete dayanmayan bir akıl. Diğer tarafta asgari bilimsel fırsatlardan, uzmanlardan yararlanmayan bir yerleşim düzeni… Bir tür “sürekli inşaat” hali… Öyle “elektronik agora”lara, GPS sistemlerine  ihtiyaç duymayan, kendine özgü mitsel “enformasyon ağları”yla kurulan topluluk yapılarına, artık göçebe olmadıklarını unutturan, [...]

“Koruma”dan “Yeniden-İşlevlendirme”ye Sürdürülebilir Kent

(Domus M, S: 8, Aralık 2000 – Ocak 2001, sf. 36-37)
“Kentsel sit” kavramını modernist korumacı anlayışın himayesinden çıkaran ve farklı kamusallık biçimlerine, kentli katılım modellerine yol açan, planlama anlayışlarını değiştiren dönüşümler, yeni ekolojik / toplumsal sürdürülebilirlik platformları yaratabilir. Korunmalarını genellikle korumacıların unutkanlıklarına borçlu olan ve giderek tüketilen bir kentsel mirasa sahip ülkemizde, konuyla ilgili uluslararası [...]

Tarihin Fay Hattı: Berlin Yahudi Müzesi

(Domus M, S:  4, Nisan – Mayıs 2000, sf. 46-47)
Her ne kadar Tarih öyle değilse de, Soy çizgiseldir. Berlin’in “karşı-anıt”ı, Yahudi Müzesi de kırık bir çizgi parçasından oluşuyor. Kırılmış bir soy, hafıza ve hatıra kırıkları… Mimarinin, sanatın, tarihin, gelecekbilimin, dilbilimin, hatta ve belki de en çok terapinin buluştuğu  bir fay hattı…

Arakhne Daidolos ile buluşuyor: AğKent

(DOMUS M, S:7, Ekim-Kasım 2000)
Tüm yaşamını bir örümcek olarak geçirmeye mahkum edilen nakış ustası, ağların göçebe ruhu Arakhne ile, ilk kent planlamacısı, labirentlerin efendisi Daidolos, bugün nerede buluşurlardı dersiniz: elbette Internet’le, uluslararası kurumsal ağlarla, uydular ve fiber-optik kablolarla tüm kentleri birbirine bağlayarak küreselleşen, siber kimlikler, topluluk ilişkileri ve yeni ekonomiyle içinde “yaşamaya” başladığımız sanal AğKentte [...]

“Enformasyon mimarileri”…

(DOMUS M, S:2, Aralık-Ocak 2000)
Enformasyon mimarisinin, öncelikle bir “ağ mimarisi” olduğu ve gerçekte de, kendileri kılcal ağlardan oluşan düğümleri (zonlar) birbirine bağlantılayarak “kurulan”  bir ağ biçiminde büyüdüğü söylenebilir. Bu zonlar kombinasyonunun oluşturduğu ilk mega-düğüm, tam da bir kentin topografyasını, siber-haritasını verir.

Uçurumların üzerinde değer yaratamazsınız

(Sabah Gazetesi İşte İnsan Eki’nde 11.03.2007′de bir bölümü yayınlanan röportajın tamamı)
Türkiye gibi potansiyelleri yönetilmeyen, konjonktüre teslim olmuş bir ülke için, bilgi ekonomisine geçişin imkân dâhilinde olup olmadığını tartışmak bile lüks. Oysa bu bizim için mümkün olmanın ötesinde hayati bir zorunluluk. Yoksa en derin paranoyalarımızın gerçekleştiğini göreceğiz. Üstelik paranoyamızı ulusal faydadan üstün tuttuğumuz için olacak bu!